Bir kent varmış Çukurova’nın bağrında.
Dağların sarmaladığı, kalelerin kuşattığı…
Bir ovanın içinde bin bir çeşit hazinesiyle duruverirmiş sessiz sedasız.
Son yıllarda kent bozuvermiş sessizliğini ve yenmiş makus tarihini.
Fısıltılarını gömmüş toprağına, uzanan elleri tutuvermiş.
Parıl Parıl parlamış, en tarihi giysilerini kuşanıvermiş hem de en rengarenginden.
Herkesin bildiği ama neredeyse yıllardır fark etmediği güzellikleri gün yüzüne eski ihtişamıyla çıkarma vaktidir diyerek teslim etmiş kendisini hünerli parmaklara.
Sonra ne mi olmuş?
Kentin her bir köşesinden bir yıldız parlamaya başlamış.
Evvelden beri yerinde duran ama varlığı unutulan her şey revize olmuş.
Parlayan her bir değer şehrin farklı noktasından yükselmeye başlamış.
Bir zamanların popüler mekanları eski ihtişamlı günlerine tekrar kavuşuvermiş.
Tarihi hazineleri bağrında yıllarca fısıltılı çığlıklarla besleyen kent, son yıllarda en güzel giysilerle donatmış mirasını ve renk armonisine dönüştürmüş.
Son günlerde gözlerin renk armonisine dönüştüğü muhteşem yer Kozan Kalesi’nden bahsediyorum.
Görsel bir şölene dönüşen Kalenin ışıklandırılmış olması mutluluk verici.
Orda ışıklarla bezeli bir yer var Çukurova’nın bağrında.
İşte orası tam da bizim memleketimiz.
Orda uzakta kaleli bir Kozan var.
Orada Çukurova’nın bağrında yeniden doğan ve kokusu buram buram yayılan bir yer var.
İşte o yer, bizim yerimiz, bizim ocağımız, bizim memleketimiz Kozan!
|