DÜŞÜNCELERDEN İÇERİ
MÜŞÜR KAYA CANBOLAT.
İlk şiir kitabı “SEVGİ HALLERİ” geçmemiş olsa da elime, ikincisi olan “DÜŞÜNCELERDEN İÇERİ” ile girdim Şairin şiir evrenine. Bir de ne göreyim şiir kuyusuna düştüm adeta. Abariii olmaz böyle bir şey.
1932 yılında Çukurova Kadirli doğumlu olan Şair, Adana Erkek Lisesi’nden sonra İstanbul Hukuk Fakültesinin bitirmiş olup Avukatlık mesleğini seçmiştir. Yine de şiir yazmayı bırakmayıp, mesleğin düşünsel evreninde yalınlığını korumuştur.
Bana armağan ettiği kitabının ilk sayfasında kendi el yazısıyla; “Karacaoğlan’dan el almış Çukurova’lı şairler şiir yazmayı bırakamazlar” diye not düşmüştür. Bu nedenledir ki kitabın değeri kat kat artmıştır.
Ayrıca teşekkürü bir borç bilirim. Hemşehrimiz değerli dostum İstanbul Avukatlarından Bekir Kaya Demirci’ye. Neden olacak; Müşür bey ile beni buluşturduğu için. Müşür beye ulaşmakta geç kalmış olsam da diyecek yok keyfime. Kozan-Kadirli arasındaki öteden beri süregelen yüzeysel sürtüşme bir yana, böyle barış çubuğu yakmış oluyoruz yolun tam orta yeri olan Çukurköprü köyünde.
Değirmenci bir babanın oğlu olan Müşür Kaya bey, baba evine 16-20 km. Uzaklıktaki Teke çoğu dağları’nın Kösepınar köyünde babasının anısına “BOLAT MUSTAFA HALK KİTAPLIĞI” açmıştır. Kültürün ve eğitimin yozlaştırıldığı ülkemizde böylesine anlamlı hizmetlere imza atan Müşür beyin elleri öpülmez de ne yapılır. Ayrıca barış uğruna kalemiyle ve usuyla savaşmış bir savaşçı.
İşte kitabındaki 35 şiirden “YUKARI DEĞİRMEN” başlıklı olanı, babasını anlatmaktadır.
YUKARI DEĞİRMEN
Buğdayı öğütürdü iki taş arasında, hak değirmende olurdu
O zamanlar, babamı nasıl öğüttüğünü bilmezdim
Değirmen dönerdi kendi kendine, değirmenci dönerdi kendi içine
Tilda Kemal elini öpmüştü, bir bilge gibi onun ve demişti
“Bu topraklarda eski bilgeler yaşamış inandım şimdi”.
Suyu öğütürdü iki taş arasında suyu tüketirdi
Toscu uykusuzluğunu ve terini katardı gecelere
Karalığı ve sessizliği bölerdi şakıldak sesleri
Değirmen hakkıyla ekmek demekti, aş demekti
Değirmen baba demekti, kardeş demekti
Düşleri öğütürdü iki taş arasında, un ufak
Mektuplar, kentlerde okuyan oğula özlem içindir.
“Değirmenimden mektuplar” içtenliğinde yazılmıyorsa şiirler
Ve eski içtenliğe ulaşmıyorsa şimdiki aşklar
Su değirmenleri kapandığı içindir.
Kitabın arka sayfalarında; çok sayıdaki düşünür, ozan, gazeteci, yazar ve edebiyatçı birinci kitap olan “SEVGİ HALLERİ” hakkında övgü dolu söylemleri yer almaktadır. Kimler yok ki bu bölümde. Hemen hemen çoğu ile tanışmışlığım vardır.
Öyle ya düzgün insanın düzgün olur dostları.
Şiir yazmak bir ayrıcalıktır. Çukurova’nın sarı sıcağını yemiş, Torosların oluklarından pança dolsu su içmiş insandan başka ne beklenir. Hele bir de Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun arı türkçeden oluşan şiirleriyle büyümüşse.
Şiir yazan insanın ne dizgini çekilir ne de ağzına dişindirik vurulur. Bir yere öklenemez de. O ki özgür olmalı, yayla havasını solumalı, özgür olup, özgür düşünmeli ve yazmalı. Eğer ki evren barışına katkısı olması isteniyorsa ozandan. O’nun dizgini başkalarının ellerinde olamaz. Yılkı atı örneği yalın kılıç tırısa gitmek zorundadır. İşte o zaman özgün düşünen ozanın, sevgisi de yalın olur.
GÖRÜNTÜLER
Bir fotoğrafta dağ ve çoban
Çekilmiş gibi uzaklardan
Düş kuruyor olmak...
Bir fotoğrafta kadın ve erkek
Çekilmiş gibi uzaklardan
Birini fazla seviyor olmak.
Bir fotoğrafta ana baba çocuklar
Çekilmiş gibi uzaklardan
Gerçeği düşünden aşıyor olmak
Bir fotoğraf deprem sonrası
Çekilmiş gibi uzaklardan
Yıkıntılar içinde kendini arıyor olmak.
Bir fotoğrafta tek başına bir adam
Çekilmiş gibi uzaklardan
Yalnızlığı sınıyor olmak....
SARP*’A DEVREDİLEN BAYRAK
Bayrağım, al bayrağım
Ağlama gül bayrağım
Yurdum seninle özgür
Dilim seninle dil bayrağım.
Düğünde süs bayrağım
Barışta ses bayrağım
Savaşta zaferin kız kardeşi
Ölümde yas bayrağım.
10 Mart 2007, İstanbul
*Sarp: Müşür Kaya Canpolat’ın’ın beş yaşındaki torunu.
Öyle ki Şairin tüm şiireri tuluk içindeki çörek otlu göğ çökelek tadında olup derin izler bırakmakta okuyanın yüreğinde ve usunda. Ayrıca keven balı örneği şireli mi şireli...
Kitap yazmak, kitap sevmek böyledir işte. İnsanlar birbirlerini görmeseler de yazıyan kitaplardan haberdardırlar gene de.
Ozan’ın kitabının arasında Ünser Gedik’in kaleme almış olduğu ve her okuyan tarafından takdir gören “ELLİ ÜÇ YIL” isimli kitap ile ilgili olumlu eleştirisini içeren yazıya köşemde yer vermekten kıvanç duymaktayım. Ünser Gedik için yapılsa da tüm övgüler, yine de tanımlanamaz hakettiği değer.
Müşür Kaya Canpolat’ın bu kitaba ilişkin görüşleri:
ÜNSER GEDİK’İN ANILARI
Kozanlı ev hanımı Ünser Gedik anılarını ELLİ ÜÇ YIL isimli 450 sayfalık bir kitap’ta yayınladı. Elli üç yıl eşi Şevket Gedik ile birlikte yaşadığı yılları kapsamaktadır. Şair hemşerimiz Mustafa Emre’nin kısa bir tanıtım yazısından sonra yazarın önsözü ve arkasından, anıların yazılma tarihleri 21 Kasım 2003 ten başlıyarak 21 Mart 2006 tarihine kadar devam etmektedir. Anılar geçmiş yıllara dönülerek neredeyse tüm ayrıntıları önceden not edilmiş gibi anımsanmakta, yazarın bu günkü birikimi ile değerlendirilmektedir.
Eşi hayatta iken eşine ve o öldükten sonra anısına ve çocuklarına, damatlarına ve torunlarına yazılmış mektuplar içtenliğinde bir anlatı yolu seçildiği için başka okuyuculara da ilginç geleceğini düşünüyorum. Kozan’da taşra ilişkileri ve feodal değerlerin ağır bastığı dönemlerin anıları, bizim komşu ilçemiz Kadirli’yi de kapsadığı için bizler için fazları ile ilginçtir. Kozan ağzı ile Kadirli ağzı hemen hemen aynı olduğundan bölgeye ait sözlerin hiç biri bizim kuşaklara yabancı değil.
Kozan ile Kadirli rekabeti bugün de sürdüğüne göre, Kozanlı bir ev hanımının anılarını cesaret ve başarı ile yazıp yayınlanmış olması Kozan’a fazladan bir puvan getirdiğini kabul etmek gerekir.
Yılların okuyucusu olarak, ünlülerin yaşamları hep göz önünde olduğundan, ben kendi payıma Hep, sıradan insanların yaşamlarını ve değerlenedirmelerini merak ederim. Başka yazarlar ev hanımlarını ne kadar anlatmaya çalışırlarsa da, onları hakkı ile anlatamayacaklarını düşünürüm. Bir gün ev hanımlarından birinin çıkıp kendilerini anlatacağını ümit eder ve beklerim.
Ünser hanım benim bu beklentimi boşa çıkarmadı. Hem kendisini, hem de Çukurovada bir kasaba yaşantısı içinde yer alar hepimizi olduğu gibi anlattı. En ünlü yazarların anlatamıyacağı şekilde anlattı. Küçük kasabalarda kurulan kent düşlerini de anlattığı gibi küçük burjuva hayallerini, hem kurdu, hem gerçekleştirdi, hemde alabildiğine yaşadı. Adana’da Anakar’da, İstanbul’da. Yurt dışı seyahatların’da dünya şehirlerini de gördü.
Cumhuriyetin en başarılı ve çoşkulu yıllarında doğan yazar, Cumhuriyetin okullarında okuyarak, Cumhuriyetin yeni değerlerini özümseyerek, özgür ve laik kişiliği ile en eski meslek olan ev kadınlığını da seçtikten sonra, yaşadıklarını anlatmayı başardı. Kozan’da diş tabibi olarak çalışan ve yerel siyasete zorunlu olarak katılan eşinin sonradan milletvekili olarak ve yüksek bürokrat olarak girdiği yaşamı ile birlikte yaşaması bu anıları renklendirmiştir. Bu renkli anılar geçmiş dönemin bir kesitini önümüze koymaktadır.
Değerli Dost, bir gün İstanbul’da sizi daha yakından tanımak istemi ile hoşça kalınız, hoşça yazınız.
Saygılarımla... YALIN KILIÇ
|